ARAŞTIRMA

Projeler

Devam Eden Projeler

 

Araştırmadaki hedefimiz, öncelikle gizli bilgi testi (CIT) esnasında katılımcılardan alacağımız EEG kayıtlarında P300 genliği ve frontal, santral ve pariyetal orta hat osilasyonları arasında proba özgü (gizli bilgi yalan) belirteç (CIT etkisi) kabul edebileceğimiz literatürde bulunan farkı tespit etmektir. Ana hedefimiz bu farktan yola çıkarak, tıp öğrencileri ve tiyatro oyuncularını kıyaslamaktır. Tiyatro oyuncuları işleri gereği rollerin içindedirler. Bundan dolayı her türlü şartta doğaçlama role girebilirler. Bunun için CIT uygulanırken katılımcılardan alacağımız EEG kayıtlarında, rol yapma ve kendi otonom sistemini (heyecan, anksiyete, stres, vb.) kontrol edebilme konusunda uzun süreli eğitimler almış tiyatro oyuncularının ne kadar etkili olduğunu değerlendirmek, diğer grubumuz olan tıp öğrencilerinden farklı bulgular olup olmadığını incelemek ve yalan tespitinin kişilerin rol yapma becerilerinden ne kadar etkilendiğini bulmayı amaçlamaktayız.

Proje yürütücülüğünü İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Beyza Köroğlu'nun, danışmanlığını Dr. Öğr. Üyesi Gökçer Eskikurt'un üstlendiği proje TÜBİTAK-2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırmaları Projeleri Desteği Programı 2020 yılı 1. değerlendirmelerinin sonucunda destek almaya hak kazanmıştır. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden Aylin Akkum, Berke Pektaş, Nilay Çakuş bu projede araştırmacı olarak yer almaktadır.

Tıp Fakültesi gibi zorlu ve farklı çalışma alışkanlıkları kazandırabilen bir fakültenin öğrencileri olarak etrafımızda ders çalışma alışkanlıkları üzerinden ‘sabahçıl ve akşamcıl tip’ özellikler gösteren birçok arkadaşımızı görmekteyiz. Projemizin amacı farklı sirkadiyen ritme sahip olan bu sabahçıl ve akşamcıl tip arkadaşlarımızın günün belli saatlerinde (tıp eğitiminde zorunlu tutulan uygulama ve derslerin yapıldığı aktif saatlerde) ağrı eşiklerini ve literatürde sabahçıl-akşamcıl tipler için kıyaslamasının yapılmamış olduğunu gözlemlediğimiz ağrı toleranslarını; yine ‘sirkadiyen tip’ karşılaştırmalarında kullanılmamış soğuk ağrı uyaranı (CPT) ile kıyaslayıp iki grup arasında farklılık olup olmadığını gözlemlemektir. İkincil amaç: Konunun bir diğer detayı ise kişilerin gün içindeki ağrı eşikleri ve ağrıya olan toleransları ile depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında bir doğrusal ilişki olma olasılığıdır. Kronik ağrı hastalarının depresyona yatkın oldukları ve antidepresanların bir çok ağrılı klinik durumda, ağrının algılanan şiddetine etki ettiği bilinmektedir. Ayrıca yukarıda belirtildiği gibi akşamcıllıkla depresyon ve yüksek anksiyete arasında ilişki görülmüştür.Bu nednel aynı katılımcı gruplarına uygulayacağımız Beck Depresyon ve Beck Anksiyete ölçekleri ile, sabahçıl ve akşamcıl tip sağlıklı gruplarda genel olarak anksiyete ve depresyon puan ortalamaları arasında bir fark olup olmadığı ve grupların kendi içinde akşamcıllık-sabahçıllık düzeyi (anket puanı) ile depresyon ve anksiyete puanları arasında bir korelasyon olup olmadığını araştırmak amacındayız. Ekipçe gündüzleri erken saatlerden başlayan derslerimiz ve sahip olduğumuz farklı çalışma rutinlerimiz ile spesifik olarak tıp fakültesi öğrencilerinin oluşturduğu bir grubun güzel bir örneklem olacağını düşünüyor ve sahip olunan kronotiplerin öğrenciliğin aktif hayatına ne gibi etkileri olabileceğini gözlemlemeyi, hangi sirkadiyen tipin ağrı eşiği ve toleranslarının daha yüksek olduğuna dair somut veriler elde edebilmeyi, depresyon ve anksiyete ile ilişkisini incelemeyi hedefliyoruz.

Proje yürütücülüğünü İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Bora Bayrak'ın, danışmanlığını Dr. Öğr. Üyesi Ezgi Tuna Erdoğan'ın üstlendiği proje TÜBİTAK-2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırmaları Projeleri Desteği Programı 2020 yılı 1.değerlendirmelerinin sonucunda destek almaya hak kazanmıştır. İstinye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden Efe Koçhan, Gizem Kösem ve Gökçe Gürsoy bu projede araştırmacı olarak yer almaktadır.

Gray’in (1987, 1990) Pekiştirmeye Duyarlılık Teorisi’ne göre davranışsal inhibisyon sistemi ve davranışsal aktivasyon sistemi olmak üzere iki temel insani motivasyon sistemi bulunmaktadır. Davranışsal aktivasyon sisteminin (DAS) (Fowles, 1980) daha etkin olması durumunda kişinin hedef davranışa yaklaşma davranışı gösterdiği varsayılmaktayken; davranışsal inhibisyon sisteminin (DIS) (Gray, 1987; Gray, 1990) etkin olması durumunda hedefe ulaşma yolundaki davranışın baskılandığı varsayılmaktadır. Kişilerin bu sistemlere yönelik yatkınlıklarındaki değişimler DIS/DAS ölçeği (BIS/BAS Scale) (Carver & White,1994) ile ölçülebilmektedir. Pekiştirmeye duyarlılık teorisinin revize edilmiş versiyonunda Gray davranışların üç sistem tarafından kontrol edildiğini öne sürer. Davranışsal aktivasyon sistemi ödüllendirici bir uyaran ile aktive olurken, bu uyarana yönelik yaklaşma davranışını modüle eder ve pozitif afekti arttırır (Gray & McNaughton,2000). Savaşma/kaçma/donma sistemi (The fight/flight/freezing) ise cezalandırıcı uyaran ile aktive olup, bu uyarandan kaçınma davranışını modüle eder ve korku duygusu ile bağlantılıdır. Son olarak BIS sisteminin hedef çatışması (goal-conflict) ve anksiyete hissiyatı ile bağlantılı olduğunu öne sürer. Bu sistem süregelen davranışı inhibe etmeyi sağlar ve çatışma çözmeye yönelik dikkati arttırır. Bu çalışma kişiler arası davranışsal aktivasyon ve inhibisyon sistemlerindeki hassasiyet seviyesinin değişimine göre kişinin frontal alfa asimetrisinin ve Novelty P300 değerlerinin de değişime uğrayıp uğramadığının incelenmesiyle karakter tarzı olarak BIS, BAS’ın ve EEG ölçümlerinin arasındaki nörokognitif bağlantıları araştırmayı amaçlamaktadır.

Prof. Dr. Numan Ermutlu'nun danışmanlığında yürütülen Rana İrem Güler'in yüksek lisans tez projesidir.

Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı (tDAU) serebral kortekse düşük akımlar veren ve kortikal uyarılabilirliğin modülasyonunu sağlayan sık kullanılan invaziv olmayan trankraniyal elektriksel uyarım yöntemidir (Nitsche 2000). tDAU’ nun sağlıklı popülasyonda, davranışları geçici olarak değiştirdiği, öğrenmeyi hızlandırdığı ve görev performansını artırdığı gösterilmiştir (Thair, 2017). Kategorik konuşma algısında, bir heceden diğerine kademeli olarak dönüşen bir sürekliliğin elemanları, birbirine çok benzeyen, algısal olarak ayrı kategorilere dönüştürülür (Chang, 2010). Konuşmadaki kategorik algı için süreklilik kavramı Ses Başlangıç Zamanı (Voice Onset Time- VOT) adı verilen bir özelliktir (Goldstein 2016). VOT, ünsüzün salınması ile vokal kord titreşimi arasındaki zamandır (Donahoe, 1997). VOT, konuşma algısı için oldukça önemlidir çünkü patlamalı ünsüzler (örneğin /d/-/t/), ünsüz harfin salınımı ile takip eden vokal kıvrımların titreşimi arasında geçen akustik zamandaki fark ile ayırt edilebilirler (Szymaszek, 2018). İşitsel korteks aktivitesinde tDAU’nun neden olduğu değişiklikler hala açıklanamamıştır ve uyarı polaritesinin işitsel uyaranın zamansal çözümleme üzerindeki etkisi henüz netlik kazanmamıştır. Literatürdeki farklı bulgular, tDAU ile işitsel zamansal işlemleme modülasyonu arasındaki ilişkiyi araştırmada daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bu araştırmada, hızlı değişen akustik parametreleri içeren konuşma uyaranının algılanmasında önemli ipuçlarından biri olan zaman bilgisinin işlemlenme sürecine, non-invaziv beyin uyarım yöntemlerinden Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı (tDAU) ‘nın etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır.

Üsküdar Üniversitesi ve Koç Üniversitesi işbirliğiyle Dr. Öğr. Ü. Ezgi Tuna Erdoğan'ın danışmanlığında yürütülen Mevlüde Işık'ın yüksek lisans tez projesidir.

 Planlanan Çalışmalar

Araştırma merkezimizde yer alan neurofeedback kliniğinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite sendromu bulunan çocuklarda hem neurofeedback klinik rutin uygulaması hem de transkraniyel elektriksel uyarım uygulamasının etkileri üzerine araştırmalar planlanmaktadır.

Merkezimizde yer alan tDCS kliniğinde sağlıklı bireylerin var olan görsel çalışma bellek kapasitelerini transkraniyel elektriksel uyarım ile artırmaya yönelik çalışmalar yapılması planlanmaktadır.

Tamamlanmış Projeler

Birbirini takip eden veya eş zamanlı olarak sunulan iki sesi dinlerken uyum derecesi, temel frekanslarının oranı ile ilişkilidir. Daha basit frekans oranına sahip sesler daha uyumlu olarak algılanır. Bu tezde, aynı 10 notadan oluşan ve aynı kontura sahip ancak notaların sunuluş sırası farklılık gösteren iki melodi üretildi. Böylece ardışık notalar arasında farklı harmonik ilişkiler oluşturuldu. Müzisyen olmayan katılımcılardan hangi melodinin (harmonik veya harmonik olmayan ses dizileri) daha uyumlu olduğunu seçmeleri istendi. Her iki melodinin tercih edilme oranın, birbirinden önemli ölçüde farklı olmadığı görüldü. Ancak, harmonik ses dizisinin bir notasında meydana gelen aynı miktardaki frekans değişikliğinin fark edilmesinin, harmonik olmayan ses dizilerine kıyasla daha kolay olduğu bulundu. Harmonik dizideki frekans değişikliğini fark etme performansının daha iyi olmasını, seslerin birbirleriyle olan harmonik ilişkilerinden dolayı beyinde daha iyi kodlanması ve duyulacak bir sonraki sesle ilgili daha yüksek seviye bir beklenti oluşturmasıyla ilişkili olabileceği varsayıldı. Bellek yükü hipotezini test etmek için bir EEG deneyi yapıldı ve sürekli ön negatifliği (SAN) genliği ve alfa / beta salınımlarının gücü, çalışma belleği yükünün bir ölçüsü olarak karşılaştırıldı. Her iki ses dizisi için SAN genliği, çalışma belleği yükünde bir fark ortaya koymadı. Ancak frontal korteksteki beta ve gama salınımı gücü, uyaran sunumunun sonlarında harmonik diziler için daha düşüktü. Bu da harmonik diziler için daha kararlı bir bellek izi olduğunu düşündürmektedir. Eşleşmeyen uyaranlar, harmonik durum için daha yüksek genliğe sahip bir P3b sinyalini ortaya çıkardı. Bu sonuç, P3 sinyalini etkileyen diğer tüm parametreler deneyde iyi kontrol edildiğinden, harmonik durum için daha yüksek bir seviye beklentinin oluştuğunu göstermektedir.

Dr. Öğr. Ü. Funda Yıldırım danışmanlığında yürütülen Filiz Tezcan Semerci'nin yüksek lisans tez projesidir.

Yeditepe Üniversitesi işbirliğiyle

Farkındalık (Mindfulness); şimdiki an içerisinde gerçekleşenlere dikkat etmek, bu dikkatin niteliğini fark etmek ve fark edilenleri acele ile yargılamaksızın kabul etmek olarak tanımlanmıştır. Meditasyon ise Mindfulness pratiği için bir araç olarak ele alınmaktadır. Mindfulness gerek fiziksel gerek ruhsal sağlıklılık haline faydası açısından stres yönetimi, kronik ağrı, kaygı ve dikkat düzenlenmesi gibi birçok alanda çalışma konusu olmuştur. Bu çalışmada klinik pratiğe katkısını bilimsel bir zeminde desteklemek amacıyla Mindfulness meditasyonu sırasında beyinde ortaya çıkan elektriksel aktiviteyi elektrofizyolojk bir yöntem olan elektroensefalogram (EEG) ile ölçmeyi amaçladık. Çalışmaya katılan 17 gönüllüden 3 ayrı koşulda EEG kaydı aldık. Hiçbir uyaran vermeksizin alınan baseline, önceki çalışmalarda sakinleştirici ve gevşemeye yardımcı olduğu otonomik yanıt ölçümleri ile kanıtlanmış üç klasik müzik şarkısının dinlenmesini içeren müzik koşulu ve Mindfullnes meditasyonu talimatları içeren meditasyon koşulu sırasında alınan EEG kayıtları çeşitli değişkenler açısından karşılaştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda alfa ve beta frekans gücünün tüm koşullar arasında anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bunun yanı sıra alfa, teta ve beta frekans gücünün frontal, santral parietal, oksipital ve temporal alanda dağılımlarının koşullara göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmış olup, her alanda müzik koşulunda artış izlenmiştir. Her koşul için ayrı ayrı yapılan lokalizasyon dağılımlarının analizi sonucunda teta frekans gücünün özellikle anterior alanda artış gösterdiği, alfa frekans gücünün ise yine posterior alanda artış eğiliminde olduğu saptanmıştır. Tüm koşullarda ortaya çıkan elektriksel aktiviteye dair bu bulgular, müzik koşulunda artmış teta ve alfa aktivitesi önceki çalışmaları destekler nitelikteyken, Mindfulness meditasyonu sırasında artan alfa ve teta frekansı bulgularını desteklememektedir. Aynı şekilde dikkat işlevleri ile ilişkili olduğu bilinen anterior alandaki diğer koşullara göre daha yüksek aktivite, çalışmamızda müzik koşulunda ortaya çıkarak önceki çalışmaları desteklememektedir. Katılımcıların ilk kez bir Mindfulness pratiği yapıyor olması başta olmak üzere sonuçları etkileyen diğer sınırlılıklar tartışma bölümünde değerlendirilerek ele alınmıştır.

Dr. Öğr. Ü. Gökçer Eskikurt danışmanlığında yürütülen Ela Kök'ün yüksek lisans tez projesidir

Postural kontrol, motor adaptasyon ve motor öğrenme hem hastaların rehabilitasyonu hem de sağlıklılarda performans açısından araştırılan konulardır. Transkraniyel doğru akım uyarımı (tDCS) ile klinik ve deneysel araştırmalarda, hastalarda ve yaşlılarda olumlu sonuçlar elde edilmiştir. Bu çalışmamızda ise amacımız sağlıklı gençlerde serebellumun anodal uyarımının daha önce ölçüm için kullanılmamış dinamik ve statik denge testleri üzerindeki etkisini, bunun yanında dürtüsellik, dikkat ve reaksiyon zamanına etkisini araştırmak, yöntemin ileride sağlıklılarda performans arttırımına yönelik kullanımını değerlendirmektir.
Anodal serebellar tDCS’nin dinamik ve statik denge testleri üzerinde bir etkisi gösterilememiştir. Literatürde tDCS’nin hasta ve yaşlılarda gösterilen postural kontrole olumlu etkisi, sağlıklı gençlerde kullandığımız testlere yansımamıştır. Diğer taraftan her ne kadar hata sayısı artmasa da reaksiyon zamanının uzaması sağlıklı genç bireylerde performans arttırmada istenen bir etki değildir. Çalışmanın sonucunda serebellar tDCS’nin sağlıklı genç bireylerde denge performansını arttırmaya yönelik kullanımını destekleyecek bir bulgu elde edilememiştir.

'Afektif dokunma' sadece saçlı deride bulunan C-taktillerin yanıt verdiği optimal uyaranı tanımlayan bir terimdir. C-taktiller memelilere özgü düşük-eşikli mekanoreseptif afferentlerin bir alt sınıfıdır ve dokunmanın ayırt edici özelliklerini somatosensöryel alanlara ileten A-beta liflerinden farklı olarak dokunmanın afektif özelliklerini limbik sisteme taşırlar. CT-optimal uyaran yumuşak, yaklaşık 32 derece ısıda, 1-10 cm/sn hızındaki dokunuştur ve kişiler arası, örneğin ebeveyn-çocuk arasındaki ilişkilerdeki dokunuşun özellikleriyle uyumluluk göstermektedir. Afektif dokunma canlılarda hayatta kalmada, ebeveyn-çocuk bağlanmasında, kendilik gelişiminde, sosyal gelişimde rol oynamaktadır. Bu araştırmada afektif dokunma ile afektif olmayan dokunma uyaranlarının saçlı deriye ve saçsız deriye uygulanmasında kişi etkisi araştırılmıştır. Başkasının dokunuşu ile kendi kendine dokunuş arasında öznel ve nesnel olarak bir hoşnutluk değerlendirmesi farkı olup olmadığı incelenmiştir. Öznel değerlendirme vizüel analog skala (VAS) ile, nesnel değerlendirme yüz EMG ve kalp hızı aracılığı ile yapılmıştır. Yüzdeki zygomaticus majör kasındaki aktivite artışı pozitif duygularla, corrugator supercilii kasındaki aktivite artışı ise negatif duygularla ilişkilidir. Elde edilen bulgular literatürle uyumlu şekilde özellikle afektif dokunmanın afektif olmayan dokunmaya göre nesnel olarak daha hoş bulunduğunu göstermiştir. CT-optimal hızdaki dokunuş kalp hızında azalmaya ve zygomaticus majör aktivitesi artışına neden olmaktadır. Bununla birlikte subjektif hoşnutluk değerlendirilmesinde kullanılan VAS skorları anlamlı bir sonuç ortaya koymamıştır. Çalışmanın literatüre katkısı başkasının dokunuşunun kendi kendine dokunuşa göre daha fazla hoşnutluğa neden olduğunu nesnel olarak göstermesidir.

Negatif Bağıl Değişken (NBD) olaya ilişkin potansiyellerin bir türü olan yavaş negatif potansiyellerden olup istemli motor bir hareket ortaya çıkmadan önce görülen bir motor kortikal hazırlık potansiyelidir. Ayak ve el hareketleri öncesinde ortaya çıkan NBD' lerin farklı topografik dağılımları olduğu bilinmektedir. Hareketlerin eş zamanlı olarak yapılması sırasında harekete hazırlık ve hareketin yapılması aşamalarında, el ve ayak hareket sistemleri arasında farklılık olmasına rağmen nöral etkileşimin arttığı saptanmıştır. Alt ve üst ekstremiteler arasındaki etkileşimin yanı sıra konuşmayla ilişkili motor bileşenlerin de distal ekstremitelerle etkileşimi olduğu bilinmektedir. Ağız bölgesindeki kasların kasılmasının, ekstremitelerde fasilitatör bir etkiye yol açtığı saptanmıştır. Negatif Bağıl Değişken (NBD) deney paradigmasına uygun olarak yapılan bu çalışmada, konuşmaya eşlik eden ekstremite hareketleri öncesinde frontal ve santral alanda ortaya çıkan en büyük NBD eğim ve zaman değerleri, koşul, kanal ve koşul*kanal faktörleri açısından sıralı varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya 24 katılımcı dahil edilmiştir. 19 kanaldan beyin elektriksel aktivitesi kaydedilerek yapılan istatistiksel analizlerde, farklı koşullar için frontal ve santral eğim değerlerinde anlamlı fark bulunmuştur. Ayak ve el koşulları ile el ve konuşma koşulları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Her bir koşul için en büyük NBD eğim değerleri ile bunun görüldüğü zaman dilimi arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla yapılan istatistiksel analizde, ikisi arasındaki bağımlılık anlamlı bulunmuştur. Bu çalışmayla, eş zamanlı hareketlerin konuşmanın motor hazırlık aşamasına nasıl bir etkide bulunduğu belirlenmiş olup konuşma rehabilitasyonuna ilişkin çalışmalara farklı bir katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Ağrı algısının modülasyonunda beynin birçok bölgesinin etki ettiği bilinmektedir. Sağlıklı gönüllülerde yapılan çalışmalarda ise deneysel olarak oluşturulan ağrı kullanılmaktadır. Bu yöntemlerle sağlıklılarda yapılan çalışmalarda TES kullanılarak ağrı eşiğinin yükseldiğini bulan birden fazla çalışma bulunmaktadır. Çalışmamızda laboratuvarımızda geliştirdiğimiz transkraniyel elektriksel uyarım cihazı kullanılmaktadır. Çalışmamızın temel amacı beynin ağrı algısı ile ilgili olduğu düşünülen şimdiye kadar kullanılmış olan farklı bölgelerin uyarımı ile (DLPFC, M1) kişide duyu ve ağrı eşiğine etkiyebilmek ve ağrının algılanmasına yönelik beyinde gerçekleşen olayları daha iyi anlayabilmektir. Uyarılan farklı bölgeler kıyaslanarak en fazla etkiyi sağladığımız bölgeyi bulabilmek duyu eşiğini etkilemeden sadece ağrı duyusuna etkiyen bölgeyi ve uyarıyı bulabilmektir. Çalışmanın ikinci bir amacı da ağrı ile beraber duyu eşiğine de bakarak bu iki sistem arasındaki farkın nerelerden kaynaklandığını saptayabilmektir. Bu çalışmadan elde edeceğimiz bilgiler ışığında TES‘i ağrı hastalarında klinik kullanıma sokabilmek için en uygun sistemi oluşturabilmek adına ileride hastalar ile yapılacak çalışmalar planlayabiliriz. Ağrı hastalarına non-invaziv ve kolay kullanılabilir bir tedavi seçeneği sunabiliriz.

Görsel çalışma belleği görsel bilginin geçici süreliğine depolanma yeri olarak tanımlanmaktadır. 1990’lı yıllarda görsel çalışma belleğinin kapasitesine ve sınırlılıklarına karşı ilgi artmıştır. Yapılan araştırmalar görsel çalışma bellek kapasitesinin 4 birimle sınırlı olduğunu ortaya koyarken, elektronörofizyolojik kayıt yöntemleri ile de bilginin akılda tutulduğu zamanda ortaya çıkan kontralateral geç aktivite (CDA) bileşeni gösterilmiştir. Bu çalışmada, değişiklik tespiti görevi sırasında görsel çalışma belleğinin akılda tutma sürecinde ortaya çıkan CDA’yı oluşturan beyin dalgalarının özellikleri, özgün bir yaklaşımla zaman-frekans analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmaya 26 katılımcı alınmıştır. 19 kanallı elektrokep ile beyin elektriksel aktivite kaydedilerek, olaya ilişkin beyin potansiyelleri (OİP) incelenmiş ardından zaman-frekans analizi yapılmıştır. OİP değerlendirmesinde, kontralateral CDA yanıtları ile ipsilateral CDA yanıtları arasında beyin elektriksel aktiviteleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Zaman-frekans analizi sonucunda ise, delta ve teta frekans bant aralığında kontralateral CDA yanıtları ve ipsilateral CDA yanıtları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Değişiklik tespiti göreviyle kapasiteleri hesaplanan bireyler iki gruba (yüksek kapasiteli ve düşük kapasiteli) ayrılmıştır. Gruplar arası zaman-frekans analizi farkı incelendiğinde yüksek kapasiteli grubun alfa ve beta frekans bantlarının daha yüksek negatif katsayıya sahip olduğu bulunmuştur. Çalışma ile değişiklik tespiti paradigmasında elde edilen CDA yanıtlarının bütün bölgelerde incelenmesi ve bu yanıtın zaman-frekans analizi ile değerlendirilmesinin bu alandaki çalışmalara farklı bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Kafatası saçlı derisine bağlanan elektrotlarla beynin düşük akımlarla uyarılması, 1794’te Aldini’nin çalışmalarıyla başlamıştır. Son zamanlarda, gelişen ölçüm teknikleri ve beyin elektrofizyolojisindeki ilerlemeler bu alanda yeni bir akımı başlatmıştır. Düşük düzeyde verilen akımla beyinde oluşturulan elektrik alanının sinir gruplarını kutuplayarak etkinliklerinin eşik düzeyini değiştirdiği sanılmaktadır. Bu uygulama, önceleri elektriksel anestezi gibi bazı klinik çalışmalarda yer almıştır. Güncel çalışmalarda, gerek doğru akım (DC - galvanik), gerekse alternatif akım (AC - faradik) kullanılmaktadır. Bu çalışmalar, çeşitli fizyolojik etkilerin sınıflandırılması ve klinikteki etkilerinin gözlenmesi ile artmakta ve etkinliği soruşturulmaktadır. IsuCAN laboratuvar çalışanları tarafından, transkraniyel elektriksel uyarılar verebilen bir aygıtın tasarımı yapılmıştır. Daha gelişkin özellikleri olan bir başka aygıtın geliştirilmesi de sürmektedir. Araştırma varsayımlarımız, beyne uygulanan elektrik akımının doğru akım üzerine bindirilmiş sinüzoidal bir dalga yapısında olmasını içermektedir. Böylece, sinir hücrelerinin eşik kutuplanması offset akımıyla belirlenip, hücre etkinliklerinin de sinüzoidal akımla modülasyonu sağlanabilecektir. Uygulanan akımın offset (DC) değeri, sinüzoidal akımın genliği ve frekansı bağımsız olarak ayarlanabilmektedir. Saçlı deri üzerine yerleştirilen melez bir elektrot çifti ile akım yönü ve yeri belirlenmektedir. Araştırma çalışmamız sağlıklı gönüllülerde yapılmaktadır. Sürekli performans testi ile uygulanan paradigmanın etkisi değerlendirilecektir.

Sağlıklı gönüllülerde motor kortekse kısa süreli anodal transkraniyel doğru akım uygulamasının otonom fonksiyonlar üzerine etkisi kalp hızı değişkenliği (HRV) yöntemi ile değerlendirilmiştir. TES öncesi ve TES esnasında alınan HRV değişimi, sham uyarım esnasındaki HRV değişimi ile kıyaslanmıştır. Aktif uyarım esnasında yüksek frekans (HF) bandında istatistiksel olarak anlamlı bir değişikliğe rastlanmıştır. HF bandındaki yükselme parasempatik aktivitenin artışını düşündürmektedir. Kortikal nöromodülasyon yöntemleri ileride otonom dengesizlik görülen hastalıkların tedavisinde adjuvan olarak tedavi protokolüne alınabilir. Bunun için bu konuda daha fazla çalışma ve kanıta ihtiyaç vardır.

Günümüze kadar yapılan araştırmalar beyinde bir sayı algısı şebekesi bulunduğu yönündedir. Hipnozun hangi mekanizmalarla hipnotik amnezi ya da hipnotik agnoziye neden olduğu tam olarak anlaşılmamaktadır, ancak hipnotik agnoziyi hipnoz sonucu semantik hafızada yapılan kısa süreli bir engelleme olarak tanımlamamız mümkündür. Bu çalışmaya hipnozun sayı hafızası üzerindeki etkisinin elektrofizyolojik karşılığının olup olmadığı, varsa bu değişikliklerin beynin hangi bölgesinde gerçekleştiği sorusundan yola çıkılmıştır. Dolayısıyla bu deneyde, sayı algısı şebekesinin salt rakam temsili dalı ele alınmaktadır. Deneyde katılımcılara hipnoz altında bir rakam unutturulacaktır. Katılımcılardan hipnoz öncesi, hipnoz sırası ve hipnoz sonrasında sayılar için hazırlanmış bir Go/Nogo ödevi üzerinden EEG kaydı alınacaktır. Hipnoz sonrası rakam için agnozi göstermeyen katılımcılar, bir rakam dışındaki tüm diğer rakamlarla karşılaştıklarında tuşa basmalarını isteyeceğimiz rica koşuluna tabii tutulacaklardır. Hipnoz esnasında alınan EEG datası ve ödev sırasında alınan EEG de başta P300 dalgası değerlendirilecektir.

Beyin ve sinir cerrahisi ameliyatlarında intraoperatif nöromonitorizasyon yöntemleri ile cerrahi prosedür esnasında sinir fonksiyonlarını takip etmek için birçok modalite kullanılmaktadır. Bunların başlıcaları somatoduysal uyarılmış potansiyeller (SEP), transkraniyel elektriksel stimülasyon - motor uyarılmış potansiyeller (TES-MEP), kraniyal çiftlerin EMG monitorizasyonu, beyin sapı işitsel uyarılmış potansiyelleridir (BAEP). Günümüzde sinir hasarı riski bulunan spinal operasyonlarda monitorizasyon amacıyla SEP ve TES-MEP bir arada kullanılmaktadır. İntrakraniyel operasyonlarda risk altında olan kafa çiftlerinin motor fonksiyonları EMG aracılığı ile takip edilirken beyin sapına yakın operasyonlarda işitme siniri ve beyin sapı fonksiyonları BAEP ile takip edilmektedir. Çalışmamızın amacı, sinir sistemi cerrahisinde multimodal intraoperatif monitorizasyon tekniklerinin etkin olarak kullanıma sokulması, bunun için gerekli standardizasyonun sağlanmasıdır. İntraoperatif monitorizasyondaki değişiklikler ile postop hem duysal hem motor muayene sonuçları karşılaştırılacaktır. Bu çalışma ile elde edeceğimiz yeterli tecrübe ve teknik beceriyle ileride nöroşirurji operasyonlarında tüm monitorizasyon çeşitlerini başarıyla uygulayabilme amacındayız. İntraoperatif monitorizasyon ile hastaların ve yanısıra cerrahların ameliyat esnasında aldıkları riski en aza indirebilir, ameliyat başarılarını yükseltebiliriz.

Laboratuvarımızda elektriksel uyarı cihazı ile duyu eşiği bakılmaktadır. Alınan kayıtlardan vaka çalışmaları yapılmakta ve grup değerlendirmeleri yapılmaktadır. Şimdiye kadar alınan kayıtların sonuçları kadın erkek duyu eşiği farkını doğrulamıştır. Kadınların duyu eşiği erkeklerin duyu eşiğinden daha düşük çıkmıştır. Bir diğer amacımız ise duyu eşiğini ölçmede kullanılacak en uygun elektriksel uyarı parametrelerini bulmaktır. Bu sebeple farklı uyarı cihazları geliştirilmekte ve denemelerine devam edilmektedir.